Google+ Followers

27 Mart 2014 Perşembe

Sevmeyi yokluğunda öğrendim

Dostum, acı söyle, acılı, hüzünlü söyle, kanasın yine gülüşleri dedim.
Ağzından çıkan tek cümle "Artık yok.", ne dönüş, ne umut, oldu.
Ben sanki, onu gördüğüm haliyle,eski yırtık gazeteleri güzelliğiyle mi sevdim?
Ben onu onsuz da severim dedim, vardı yanımda söylerken, duydu, yok oldu.

Kardeşim, çok sevmişim, varını yoğunu, her kelimemin yalanı olurdu gözleri.
Sen bana baktığında, "Bu kadarı da pes." derdin, bense pes edeli aylar olmuştu.
Ben sanki, keyfimin kahyasına mı kastetmiştim, söyleyin, kim bağladı geceye gündüzleri.
Şimdi onunla ilgili çoğu hayalimi yaktım, sesine duyduğum hasret nihayetinde son bulmuştu.

Can yoldaşım sen değildin, oydu, sen bari metresi olur musun hayallerinin?
Bu aralar her şeye kırılabiliyorum, onu düşünmekten ona benzedim, duygusalım.
Seni hatırlayacağımı biliyor her barmen, bir rüzgarını daha istedim ellerinin,
Kişisel gelişimimin dibindeyim şuan, ama şuan gel, olmayan fotoğraflarımızı duvarlara asalım.

Ben şimdi acılarımla dalga geçebiliyorum, denizde olandan, çok espritüelim bak.
Alfabeyi söker gibi öğrendim yanımda olmayışını, her sayfaya "yok" yazdım.
Birinci sınıf dedikodusu gibi Ali olup Ayşe'yi sevdim, bir de onun üstüne sigara yak.
O mahur beste sensin, birlikte ağladığım Müjgan benim sesim, ben de sevmeyi yokluğunda öğrendim.


14 Mart 2014 Cuma

Anılar acıtır

Birçok şey gereksizken, bazı anılardan olup bir anda çıkıyorsun karşıma, Eve döndüğüm son köşeden, gözümü çevirmemle parlıyorsun gözlerinle. Ve sen, birçok şey oluyorsun birden, yeniden, sığınıyorsun eski bir anıma. Yeniden kağıda kaleme koşuyorum, her hatırladığımda yazarım diye eskittiklerinle. Kalbim bir kanser hücresi. Karanlık. Tek kişilik. Bakmışım, sen olup yeni br filiz yeşeriyor içimde. Son oluyor bu seni sevdiğim, her zaman söylediğim gibi, Yaprakların günahıma dökülüyor, anılar büyüyüp, acıtıyor. Bazen sırf zaman geçsin diye özlüyorum mesela seni. Hayatımdan birkaç günü siliyorum hatıran her acıttığında. Ama en çok, yazdıklarım bile benim değil, ona üzülüyorum aslında. Yanı, yolda beş kuruş bulmuş bir çocuk bile hor görebilir beni. Gururunu hiçe saymazsan, sahip olamıyorsun, ona, ait olamıyorsun. Sırf bu yüzden, ayrı bir nefret duyuyorum sana, şiirimi bile bana bırakmıyorsun. Ben kalemime bakıyorum, o, ismini farklı kelimelerle hatırlatıp duruyor bana. Bir an için aniden geliyorsun aklıma, yine eski bir anı olup acıtıyorsun...

3 Mart 2014 Pazartesi

Farklılığın bendim

Şimdi herkes aynı sever seni be, öncekiler gibi.
Aynı bakar gözlerine, alışkın ve bıkkın...
Şimdi herkes, benden önceki ve sonrakiler gibi,
Benim farklı sevdiğim kadını işler sözlerine, ruhsuz, baygın...

Göremezler ki güneşim, farklı olduğunu.
Bilmezler ki güzeller güzelim, aklımda solduğunu.
Anlamazlar, bozkır ortasında bir çiçek,
Güneşli bin bir sabahın ayazı olduğunu, bilmezler...

Sen bembeyaz bir papatya olmasaydın eğer, doğru söyle.
Yadırgamaz mıydı çiçekler üstüne bastığın toprağı?
Sen farklı olmasaydın böyle, aynı sevmez miydim öyle,
Ben de diğerleri gibi sevmez miydim seni, yavan, bayağı.

Güneşin girmediği kalbime, tabutlar çok uğruyor bu ara.
Sela okunuyor diye kulak verdiğim cenaze, ben çıkıyorum.
Her gece farklı bir bahaneyle gömüyor kendimi bahara,
Her sabah aynı sarının daha koyu bir tonuyla, uyanıyorum.

Şimdi bilmezler seni nasıl bu kadar sevdim.
Dünün pişmanlığı, bugünün kararsızlığı, yarının umuduyla.
Toprağa emanet bıraktığım hayallerini, kızımın gözyaşı, ellerimi tutan sigara dumanıyla.
Bilmezler seni şimdi, bendeki gibi, eskidi mi sanki, senin farklılığın bendim...

-Sâki