Google+ Followers

22 Temmuz 2014 Salı

Sende kalsın güzelliğin

Bence güzelliğin sende kalsın. Gözlerimden başka hiç bir yerim sevemez seni. Ve gözlerime değer vermez oldum tanıştığımız günden bu yana. Cidden sana kapılır giderlerse diye, korktum ve koptum sürekli. Uyur oldum kullanmamak için, ama içinde sen vardın, belki bir parça. Onun için. Ve sırf bu yüzden, sırf belki orada nefes alıyorsundur diye; kapattım, açtım sürekli, eğer içimdeysen yaşa diye.

İnsan sever doğrudur, ama sen sevmezsin gibi geliyor. Bilmiyorum ne kadarı doğru, ne kadarı yanlış. Çünkü yanlış olmasa da yalnızdım seninle olan konuşmalarımızda. Kendi sesimin yankılarıyla konuştum varlığında, ve yokluğunu dipsiz kuyudan 3 ileri 2 geri yaparak çıkmaya çalışan kurbağa gibi aşmaya çabaladım. Gerekli gereksiz, ama yavaş yavaş, ümit bitirdi sözlerin. Ümit sikti sözlerin, bil isterim.

Güzelliğin sende kalsın. Gözlerimden başka hiç bir yerim sevemez seni. Ve bir gün seversem seni, kaybedeceğimi bilir olacağım. Demiştim birine, anlamamıştı. Sonu olan her şeyin başı mutluluktur. Belki bu keyifsizliğim, sonun olmadığı içindir. Belki yan yana gömülürdük mezarlara, belki elimde bir papatyayla mezarında ağlardım. Ama o mezara senden önce girersem sevemem seni. Gözümün görmediği yerde sevemem, bil isterim.

Peki söyler misin bana, istediği olmayınca mı eksik hisseder insan hayallerinden, yoksa rüyadan uyanınca birden, gelen o afallamayla mı yıkılırlar? Yani sen benim değilsin diye mi hayal kuramaz olurdum ben, yoksa her rüyadan uyandığımda seni gördüğüm için mutlu, ve rüya olduğu için ağlamaklı olurdum o gün?

Yani, sen söyle bana. Seni sevmek mi zordur, yoksa zor olan sen misin? Söyle ki, ona göre seveyim seni. Tüm sevmeleri kül edebilir misin bir çırpıda?

Söyle bana, gözlerimin güzeli. Sevgimi ateşlerde kül edip mi getireyim, yoksa yağmurda ıslanmış papatyalardan taç mı yapalım sana?

21 Temmuz 2014 Pazartesi

Atmosferi fuzuli dünya

İnsan hayatının belli bir dönemine geldiğinde, elini eteğini çeker her şeyden. Memursa emekli olur, kanunsuzun tekiyse; yani yemediği bok kalmadıysa tövbe eder dine döner. Köşesine çekilir ve yazmaya başlar. Günlük tutar her insan. O köşeye çekilir ve insanların koşuşturmalarını, telaşlarını izler. Gördüğü her şeyi de yazar. Neden yazar dedim biliyor musun? Çünkü herkes kendi hayatının ya şairidir, ya da katili.

Ben daha o mertebeye erişemedim, atmosferi fuzuli dünyada. Nefes almak zaten bayat. Yalnızlığa saygısı olmayanlar soluyor çoğunu, ve bize sessiz, bir çekimlik, temiz hava bırakmıyorlar. Yani ben kendi köşemi edinemedim daha, atmosferi fuzuli dünyada. Ama şimdiden sizin sokağın köşesini mesken tutmaya başladım. Köşe yazarlığı bu olsa gerek.

Çoğu şeyi gördüm sanırım, bi tecavüze uğramadığım kaldı amına koyduğumun yerinde. Fiziksel olarak yani. Bi de topuklarıma sıkılsın istiyorum arada. Onu da yemedim demeyeyim diye. Çoğunuz elinizden geldiğince "hızlı" yaşıyorsunuz. Yegane hedefimiz fast life. Peki hiç düşündünüz mü, nasıl çocuklar yetiştireceğiz bizler? Bu yazıyı benle paylaşan tüm insan evlatlarına sesleniyorum. Çünkü onlar duyarlı davranıp düşünecek, diğerleri "Ammaaan koy götüne, daha çok var." diyecektir.

Kendi cinsiyetim tarafını ele alacağım, karşı cins kusura bakmasın bu  paragrafta. Düşünün la baba, lafta sözde değil, cidden babasınız. Bi erkek evladınız var. Sizden iyi olmasın(!) çok iyi çocuk. Eve geldin, evde kimse var mı diye odalara bakınıyorsun. Kapıyı bi açarsın, taaaak. Senin oğlan sanat için soyunmuş. Ama X-Art tarzı bi sanat. Ne diyeceksin ? "Napıyosun lan şerefsiz!" mi "Helal olsun benim aslanıma bi fırça da benim için at tuvale." mi ? Burası, tam da burası. Tam da bu yüzden, atmosferi fuzuli bir dünya. Diyorum ki ben, yaşamamıza hiç izin verilmemeliydi.

Ya da düşünün, ortak konudayım şuan. Sizin canınızdan çok sevdiğiniz evladınız, başlamış sigaraya, uyuşturucuya. Anlayacağız kullandıklarını. Ben şuan iddaalıyım. Gözüne baksam anlarım. Sen de anlarsın. O küçük çocuk gözlerinin içine bakıp, kendini toplamaya çalışacak, ama bu dünya ona acımayacak. O yüzden ben, hayatımın köşe yazarı olmak istemiyorum. Çünkü bu dünya, düzenin farkında olanlara birer koltuk ve köşe verir her zaman. İzlemesini ister. Artık sizden geçtiğini hissedeceksiniz zamanla. Dünya bunu da planladı sizin için. Ve bu dünya o kadar kötü bir yer olacak ve siz o kadar vurdumduymazlaşacaksınız ki, bu dünyanın komploları; bizim çocuklarımızı öldürecek.

İşte bu yüzden şimdiden başladım yazarlığa. İleride kalemi kağıdı bırakıp, geleceğimi koruyabileyim diye. Çünkü o dünyada nefes almak, şuanki gibi olmayacak. Bizim çocuklarımız, gökyüzüne baktığında belki de hiç "Allahım" demeyecek, belki de ulu önderimiz Mustafa Kemal Atatürk'ü hiç zikretmeyecek. Anmayacak bile. Tam da bu sebeple, siz de yazın bir şeyleri. Ki yeterli level'a ulaşıp evlat sahibi olduğumuzda, koruyacak bilgimizin yanında, enerjimiz de olsun.

Biz, ilgisiz değil, zamansız ailelerin çocuklarıyız. Bu yüzden takıyorum bu konuya, "bu" kadar. Ben eve girdiğim zaman salonda yatan bir baba değil, direk onun yanına geleceğimi bilen, oturma pozisyonuna geçmiş, beni bekleyen bir baba isterdim. Ben şu 19 yaşımdayken, 4 yaşında bir kardeş değil, 15 yaşında bir kardeş isterdim. Ama kardeştir, babadır. Seversin, sayarsın. Canından çok.

Ve bilmenizi isterim ki bu dünyada, benim geleceğimde sadece ufak kardeşim kaldı. Bu saatten sonra da, bir onun büyümesini izlerim, bir de Alex'i beklerim her gün. Nefes almak zaten bayat, atmosferi fuzuli bu dünyada. Diyorum ki, bence bunları düşünecek kadar, hiç yaşamasaydık daha iyi olurdu...



8 Temmuz 2014 Salı

Yazmıyor ismim

Konuşuyor olsam "şimdi bi şey diycem" der, söze girer kitleyi çekerdim sözlerime. Fiyakalı bi film olsam, introyu verirdim, kitlerdim yani seyirciyi ekrana. Ya da bi şarkı olsaydım, şöyle güzel bi nakarat olur dinletirdim kendimi. Tereddüt ettirmezdim yani. Çünkü daha önce dinlenmiş bir konuşmacı, izlenmiş bir film, beğenilmiş bir şarkıydım ben. Ama şuan ağzım kilit, ellerim yazıyor, ben okuyorum.

İyi bir yazar değilim, iyi bir dinleyici de. Kitap okuduğum söylenemez. Ki bu yüzden fazlasıyla eleştiri alıyorum. Hayatı okuyup yazıyorum ben. Siz başkalarının ütopyalarını, fantezi dünyalarını kafanızda taayyül etmeye çalışıp olay örgüsü çizerken, ben burda her gün "Hay anasını sikeyim ya." dedirten şeyleri konu alıyorum. Bence saygıyı hakediyorum ya. Egodan mıdır bilmem ama "Aynen lan." diyen bir kişi bile varsa, saygıyı hakediyorum. Çünkü saygı duyarsanız bir fikrim var ki, yaşamını bir kitap gibi okuyamayan kimseler, aynı yaşamın eksik anılarını okuyarak tamamlamaya çalışır.

Şimdi "Bu mal burdan nereye geçecek?" dersen, kendime bağlayacağım konuyu. Çünkü ben hayatımın okuyamadığım parçalarını, her gün karşımda birer bedene bürünmüş halde buluyorum. Ve artık "Lan ben bunu okumuştum yaa." demekten, imlaya noktalamaya takılamaz oldum.

Ve aslında hayat nasıldır biliyor musun? Kapıya kadar geçirmek gibidir, babanı pazara yollayıp ananas aldırmak gibidir. Sanayiyi basmak gibi ve okuyup baba gibi eşek olmamak gibidir yani. Bir virgülün ortalığı matiz etmesidir anladın mı.

Bak öyle zamanlar gelir ki, telefonun çalmaz, zile basan sadece komşulardır, ve annen odana gelip "Aç mısın oğlum?" diye sorar. Tüm sosyal hayatın bu olur. Ve bunlar hayatının noktalarıdır. Bunları ya alır götüne sokarsın, ya da o günden önceki hayatının sonuna koyar, yeni cümleye hangi harfle başlayacağını seçersin.

Şimdi bi şey diycem. Sen hiç kendini bıçakladın mı? Ya da kendine kafa falan attın mı? Kendinle hiç mevzuya düştün mü? Yok dimi? Şimdi bana salak malak deme ama sen şimdi bu hayatı düzene mi sokucaksın sen üzene mi? Lan diyorum ki, sana senden zarar gelmez. Seni siken başkaları. Onlar için yaşama artık diyorum lan. Kendin için yaşa ve kendine bi kıyak geç, iki üç tane de adam olsun yanında. Kendinden farklı görmediğin iki üç adam.

Sana diyorum ki, siktir et hayatın cilvesini-nazını, ötesini-berisini, önünü-arkasını, sağını-solunu, ebesini-sobesini. Bunları sana ben söylüyorum, çünkü ben bunu kimin okuduğunu bilmiyorum ama sen kimin yazdığını biliyorsun. Çünkü benim, kimsenin kalbinde yazmıyor ismim.

Çok sikik bi geçmişim var, ne tip ararsan eski sevgilim, nerede istersen bastığım para, 2011 Real Madrid'ine Camp Nou'da bastığım handikap bile var. Diyeceğim o ki, artık kendin ol ve kendin için yaşa. Çünkü bir gün Azrail kapı arasından "Ce-eee." dediği zaman, şuan özendiğin insanlar ve hayat şekli, ancak sana "But first, let me take a selfie." diyebilir.

Anladın mevzuyu. Dediğim gibi bir kişi bile "Aynen lan." dediyse benim için yeterli. Şimdi gözlerini kapat, ve aklından bir sayı tut. Sekiz miydi falan demiycem merak etme. Ve aklına o sayı kadar kişi getir. Gerisini de salla gitsin.

Çünkü öylesine düşünür ki yürek, akılda 5 varken, 3 geçmez içinden. Bilinçaltı bu işte. Bak mesela ben 6 tuttum şuanda, bir kişinin boşluğunu iki kişilik yaşayarak doldurmaya çalışıyorum. Sen de öyle yap. Gidenin arkasından ağlaman biter bir gün elbet. Ya gözyaşın biter, ya sevgin, ya yaşamın.

Şimdi rahat bitiriyorum bu yazıyı. Çünkü benim, onun kalbinde yazmıyor ismim.