Google+ Followers

7 Ağustos 2014 Perşembe

Bazı günler

Evrenin, ya da en azından bizim yaşadığımız, ilgilendiğimiz kısmı olan dünyanın düzeni belli kabuller üzerine kurulmuştur. Bir nevi agnostisizm hakimdir dünyaya, çünkü bilemediğimiz her şeyi bir yerlerden yola çıkarak tahmin ediyoruz. Sonra bunu bilim diye yapıştırıyoruz. "uz" ekinde boğulmayalım. İsviçreli oç bilim adamları yapıyor bunu genellikle.

Zaman kavramından başlıyorum, çünkü elimizden gelmeyen ne varsa ona emanet ettik. İçimizde bitmeyen her hissi onun sularında akıntıya bıraktık. Çünkü güçsüz kaldığımızda onunla iyileşeceğimizi umduk. Ve çünkü onun bir şeyleri düzelteceğini düşünerek yeni yaralar edinip durduk, yaralarımızın üstüne yeni yaralar açıldı, diğerlerinin acısını unuttuk. Geçmedi hiç bir şey, duyun İsviçreli oçlar, geçmedi hiç bir şey.

Zamanın genel kullanımda en yaygın dilimi bir yıl olarak adlandırılır. 1 yıl;365 gün, 52 hafta, 12 ay, 4 mevsim, olarak sınıflandırılabilir. Fazla büyük bir dilime ihtiyacımız yok, o yüzden gün hariç hepsini siktir ediyoruz. "uz" ekini bu sefer İsviçreli oçlar koymadı, ben koydum. Çünkü bir gün bizim için ölmeye de, unutmaya da, ağlamaya da yeter bir zaman. Fazlasında gözümüz yok.

Bazı günler var, gözünü açıyorsun. Uykun var, uyumak istemiyorsun. Sabah uykusundan daha tatlı geliyor gözlerinin yanması. Acıya alıştığını farkediyorsun. Acı deyince de aklına tek kişiyi getiriyorsun. Bir isim, bir kadın, bir erkek, bir arkadaş, bir sevgili olmaktan çıkmış, acının dikenli kefenine bürünmüş birisi oluyor "bir gün" den sonra. Günlere bu yüzden bazı diyorum. Bir gün sevdiriyorlar kadınlar, öyle bir sevdiriyorlar ki gün geldiğinde ağlatmasını biliyorlar.

Bazı günler var, aklına geliyor. Kesit kesit geliyor, kesik kesik bırakıyor kalbini. Bir insan ne kadar acıtabilir lan mı dersin sevdiğini? Bir daha acı duymamayı göze alabilecek kadar acıtabilir. Birlikte kanamaktan vazgeçecek kadar, birlikte ölüyorsanız önce ölecek kadar. Son nefesiniz olacaksa birlikte, nefes almadan gidecek kadar acıtır. Gökkuşağı olsaydım belki ben, yeraltından geçerdim. İnsanlar hayal kurmasın isterdim. Çünkü bir gökkuşağı rengindeydi saçları, ve gözleri. Ona başka mana yüklemesinler isterdim. Belki de onu kimsenin sevmesini istemedim, ve ben severim dedim. O yüzden aldılar belki benden onu, bilemem. O renklerle başkalarını anlatsınlar istemedim. Dediğim gibi, kesik kesik bıraktı. Acıttı.

Bazı günler var, hatırlıyorsun. O günler "bazı" olmaktan çıkıyor bazen. Her gün aklına geldikçe, geçmiyor artık hiç bir şey. İsviçreli oçlar, duyun bak bu dediklerimi. Bazı günler her gün oluyor. Her gün gözyaşları var bana, her gün hatırlıyorum onu. Biliminizin amına koyayım, kabul edin artık. Zamanın geçtiğini ama yanında hiç bir şey götürmediğini. Zaman dediğiniz şeyin evrenin ta kendisi olduğunu. Kabul edin artık. Hayatın geçip gittiğini, benimse Azrail beklediğimi. Düzeninizi kabul üzerine kurduysanız eğer, bunu da kabul edin. Sevilmeden yaşanmıyor. Yaşanmadan da ölünmüyor. Sevdiğini söylerdi beni, öyle derdi ve inanırdım. Kabul edin, ölümü hakettim ben.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder