Google+ Followers

28 Ocak 2015 Çarşamba

Geciktin hayatıma

Bu yazım biraz düz olacak. Biraz düz, biraz engebeli. Düz dediğim her yerin sonunda bir uçurum olacak. Ben her kolay diye gittiğim yolda nasıl aşağı düştüm, nasıl çakıl taşlarıyla doldu dizlerim, dirseklerim onu görücez. Beraber. Çünkü varsayımlarla devam etmeye çalıştığım şu hayatta arkama baktıkça, oraya doğru gidesim geliyor. Her baktığımda görüyorum, geciktim hayatıma.

Yazacak bir şey bulamıyorum. Çünkü daha önce de dediğim gibi, kitap, yazı okuyup oradan buradan aldığım sözleri size manipüle etmek gibi bir acizliğe düşmek istemiyorum. "Neden yazamıyosun amk, çiçek böcek karala bir şeyler." diye düşünenler de oluyor, şahit oluyorum. Ne diyebilirsin ki, bağlaç eki olan -ki ve -de leri iyelik eki olan -ki ve bulunma eki olan -de'den ayıramayan insanlar bunlar. Ne kadar anlatabilirsin ki? Saate bakıyorum, elimdeki sigarayı yere atıp, üstüne basıyorum. Yine kaçırmışım randevumu, geç kalmışım hayatıma.

Günlük tutmak gibi değil malesef, yazı veya şiir yazmak. Diğer yazı türlerini dışladığım sanılmasın, kendi ilgi alanımla ilgili konuşuyorum. "Hadi oturayım da yazayım" değil. Tam olarak aynı hissi hayatında ne kadar yaşamışsan, hepsini birleştirebilme sanatı. Yani sene 95, ağlayarak doğmuşum. Sene 2000, anaokuluna gideceğim diye ağlıyorum. Sene oluyor 2001, okul başlıyor diye ağlıyorum. Zaman geçiyor geliyor 2005'e. Öğretmenim dövüyor, ağlıyorum. Sene oluyor 2009, annem ağlıyor, ben ağlıyorum. Kardeş geliyor. Sene 2010, kardeşim oluyor, ben ağlıyorum. Sene geliyor çatıyor kaşlarım gibi bir Ağustus ayında, bir kadın seviyorum. O gidiyor, ben ağlıyorum. 2013 oluyor, dayanamıyorum. 9. katın balkonuna çıkmış ağlıyorum. Yine. Anıl geliyor cama vuruyor, "Tuna" diyerek, vazgeçiyorum. Düşün diyorlar, Anıl'ı kimlere bırakacaksın. Ağlıyorum. Çünkü biliyorum,benim hayatım yok artık beklediğim limanda.

Ne kadar ağladığındır bir şeyler yazmak. Ne kadar sevdiğindir. Ne kadar gördüğün ve hor görüldüğündür. Misal, her duygu, senin içinde bir kristal bardakta durur. Benimki çay bardağında. Ve her bir bardağı taşıran son damladır yazmak. İçinde kalanlar, hala oradadır. Bir gün ya o çay bardağına tavşan kanı bir çay doldururum, ya da her zamanki gibi anasona karışır duygularım, gidiverir. Ben de iç geçirir, geç kaldığım her cümleyi birleştirmeye çalışırım, işte, yazmak budur.

Bu yüzden yazacak bir şey bulamıyorum. Taşmasını bekliyorum bir şeylerin. Gördüğüm şerefsizliklerin, adiliklerin, saygısızlık ve sevgisizliklerin, merhametsizliklerin birer damla daha dolmasını bekliyorum. Ailevi ilişkilerim mi kötü gidiyor, anlatamıyorum. Saygımdan. Ne zaman ki gördüğüm saygısızlık bendeki saygıyı aşar, o zaman işte patlarım. Dağılan şarapnellerden de elbet herkese bir pay düşer. Dost kazığı mı yiyorum, alışkınım. Sineye çekiyorum. Ne zaman ki bana diyecek yüzü olmasın "Sana hakkımı helal etmiyorum." o zaman bilin ki ben karşısına oturmuş, ağzıma gelenden verip veriştiriyorum.

Bir kadın mı sevdim, işte o zaman kötü sonu. Ne zaman O'ndan başkasını, daha çok severim bilmiyorum. Ama bir gün hesap sorduğunda, "Sevdim." deyip kenara atamayacağımdan sevemiyorum, bana yaptığı gibi. Ve eğer bir gün cidden bir kadını O'ndan çok seversem, bana "Neden?" diye bile soramasın istediğim için. Çünkü gün doğdu, ve battı zatımda. Şahanelik senin olsun, hala bir boşluk var aramızda. O boşluğu ne silebilirsin, ne de arasını doldurabilirsin artık. Ben bizi anlattığım her kelimeyi bileşiklerden seçmiştim. Anladım, sen de ben gibiymişsin, ben kendi hayatıma, sen de bana gecikmişsin.

16 Ocak 2015 Cuma

Gurur hiç uğramadı kulaklarıma

Yazıma başlamak için bir kelime bulamadım, kusura bakmayın. Genellikle absürd bir cümleyle başlardım yazıma, "Ne anlatıyon amk?" demeniz için. Bir nevi algı kontrolü. Şimdi de "Vay piiç, demek bu yüzdendi o afonfisli cümleler." demeyin. Yazı yazmayı düşünmüyordum aslında, sınavlarım vardı. Bütler devamdan kalmalar havada uçuşurken zaman ayıramam diye düşünüyordum. Boş boş oturmaktan yazmaya vakit bulamayacağımı hissediyordum.

Velhasıl, bir video izlerken YouTube'da gözlerimin dolduğunu farkettim. İçeriği ise şu, özet geçicem, bi tane emo var tamam mı. Bu çocukta efso ses var, ama kimse çocuğun böyle bi yeteneği olduğunu bilmiyo. Ailesi bile çocuğu şarkı söylerken dinlememiş, sahnede ilk defa dinliyorlar, ağızlar bir karış açık. Opera sanatçılarına taş çıkarır, eğitimi yok, kendi çabasıyla böyle bir ilerleme katetmiş. Jüri ayakta alkışlıyor, seyirci ağlıyor, sebebi de şu. Çocuğun kullandığı cümle. "Bu harika bir duygu. Bundan önce hiçbir şeyde iyi olmadığıma o kadar inandırılmıştım ki, şuan ne kadar mutluyum anlatamam." 

Jüri ayağa kalkıyor, çocuğun ailesine dönüp "Oğlunuzla gurur duyuyor musunuz?" diye soruyor. Ailesi " Evet, hem de çok." diyor. Ailesi onunla gurur duyuyormuş. Gurur.

Üzülüyorum anama, babama. Benimle hiç gurur duyamadılar. Hiç böbürlenerek bir yanımı anlatamadılar. Akrabalarım çocuklarının başarılarından bahsedip sidik yarıştırırken, babam sessizce izlerdi, bunu hatırlarım yalnız. Ne o bilir gurur duymanın nasıl bir his olduğunu, hatta sorsan şaka bile yapar. "Hiç duymadım o da neymiş?" diye. Şöyle yarım ağızla gülümser, buruk. Sen de ayıp olmasın diye bi "Haha." çıkartırsın ağzından. O mevzu bahis de öyle solup gider.

Neydi bende bulamadıkları gurur, hangi renkti de çalınmadı suratıma? Duyuluyorsa nasıldı tınısı, titretir miydi ateşini çakmağımın? Ya da yenir miydi bu gurur? Acı mıydı tadı, ancak "Acıydı." dediğim zaman oturuyor yerine taşlar. Hiç biri değil miydi yoksa, yoksa sadece bir sanrı mıydı? "Ben duydum, var." demişti de biri, biz mi bin akıllı toplanıp çıkaramamıştık o taşı?

Aslında hiç biri değildi biliyor musun? Gören gözdeydi bokluk, bakan çoktu,ve o çokluktan doğdu bokluk. Zaten bu ab-ı hayatı hepimiz yudumluyorduk nihayetinde ve vardı hepimizin bardağında bir dudak payı. Yalnız benim kaderim at dudaklıymış, içmiş hayatımı. Ben de o bardağın dibiyle ne bir baba gözünde evlat olmuşum, ne bir yar gözünde yaren. Tasviri gerekirse, lavaboya dökülmüş bayat çayın demiyim ben, gitsin diye üstüne, su serpilen.


2 Ocak 2015 Cuma

Eskidendi "Yeni" sevgisi

Ne varsa eskilerde var derler ya, fazlasıyla hak veriyorum. Fazlasıyla. Bir rekora bakıyorum 56'dan bu yana kırılamamış. Ve o koşullarda, yetersizlikte, yavanlıkta. Zorluğa zorluk denmeyen zamanlardan bahsediyorum. Misal; vereyim eline Panasonic antenli telefon, işin sadece bir görüşme yapmak olsun. Zor gelir birader, cebinden ATP harcıyomuş gibi zor gelir, yapmazsın.

Dedem anlatır mesela hep, köyün gençleri onlarmış o zamanlar. Para toplanmış, verilmiş buyruk dedemlere. Gitmişler en yakın vilayete, sırtlamışlar radyo getirmişler köye, 50'li yılların başlarından bahsediyorum. Yağız delikanlıymış, babaannemi almış sonra. Yani diyorum ki, yapılan işe bak, karşılığına bak.

Bırakın kardeşim yaşıyorum demeyi, bırakın artık. Mutluyum demeyi bırakın. Ben kendime yeterim demeyi bırakın. Ben seviliyorum, ben saygı görüyorum demeyi bırakın. Hani derler ya "Yüz verme yetime, döner koyar götüne." diye, aynı o hesaptan bahsediyorum. Çünkü matematiğimiz aynı o cümlenin yazarıyla. Öyle insanlar görüyorum ki, gözü yeni açılmış Pitbull yavrusu gibi dişinin tuttuğu her şeyi ısırmaya çalışıyor. Lan siktir git, herkes mi Al Pacino birader, herkes mi Tony Montana. Herkes bi Kurtlar Vadisi modunda gidiyor. Sokağa tek çıksa arkasından yaprak uçmaz salağın, karıncanın amı kadar beyni var, burnu götü eşit, stratosferde geziyorlar beraber.

Çok küfrettim farkındayım, ama bırakın artık bu işleri, çünkü o işler öyle olmuyo işte. Hürmet diye bir şey varmış eskiden. Tevekkül edilirmiş. Allah'ına bağlı, dinine düşkünmüş insanlar. Hiç sevmese Allah korkusundan kusur etmezmiş saygıda. Her şeyin adaleti gönüldeymiş. Ben de bunları o kadar dinledim ki artık, yaşamadığım şeyleri özler kıvama geldim. Eksik olmasın yaş çevrem beni hiç kimlik yaşında bulamadılar, hep 3-4 yaş yukarda seyrettim.

Eskidendi birader her amına koyduğumun yılından beklediğiniz şeyler. Eskidendi yeni yılın getireceği mutluluk, huzur, zart, zurt. Ne verebilir lan 2015 bana söyleyin Allah'ınızı severseniz. Yeni yıl bana umut mu getirecek? Yeni bir şeyden umut bekliyorsan, saat 02:33 şuan. 02:34'ee bel bağla, ondan bekle. Bana mutluluk mu getirecekmiş 2015. Kafasını getirsin. Beni mutsuz eden 3 neden varsa 2015 geldi 4 oldu. Niye diye sor, bir yıl daha bitti bir derdim bile eksilmeden, neyinden medet umayım lan ben?

Şimdi gelin de söyleyin bana hadi. Yeni bi güne uyanınca hanginiz küfretmeden kalkıyor, herhangi bir şeye? Hanginizin yeni yılı kutlama sebeplerinde eğlenmek yok? Hiçbirinizin. 

Bak, diyorum birader ben, ve bir gün "Diyorum" diye başladığım her cümle dediğime çıkıyor. Eskide kaldı yeniye hürmet. Milat bilmek eskide kaldı. Ne benim hayatım iPod Shuffle'ın son sürümü, ne de senin hayallerin Android'in KitKat güncellemesi. Ne sen bana telefon icat olmuş diye bir haber verebilirsin, ne de ben sana siyah beyaz televizyon bulabilirim. Artık sen bana büsbütün bir yeniliğin mutluluğunu yaşatamazsın. Şu dünyada adiliğin, kanıbozukluğun, şerefsizliğin, vefa bilmezliğin bizim harddiskten çıkmaması halinde, bana ne iyi niyetlerle, ne iyi dileklerle gelin.

Eskidendi yeninin sevgisi. Ne bir yıl beni kolumdan tutar attırır bana bir adım, ne de ben bir gün uyandığımda yeni bir gün diye gülebilirim.