Google+ Followers

29 Mart 2015 Pazar

İğreti

Başladığım her şey bitiyo,yani, uzun bi ipin düğümleri gibi. Ama aşağıdan bakınca ipe, düğümden sonrasını göremiyosun işte napcaksın. Okunsun kaygısıyla yazdığın şeyi konuştuğun gibi yazıyosun ya aynı bu şekil, her gün yaşadığım farklı farklı hayatlar artık gözüme yabancı geliyo.

Belki bizim çember sandığımız bu düzende, içinde sıkıştığımızı zannettiğimiz bu alemde, herkes bi köşeyi tutmuştu da, etrafımızın sarıldığının farkında bile değildik.

Belki deniz kıyısı dediğimiz yerler, bizim özgürlüğümüzün bittiği yerdi. Çünkü kimseyi daha şu mercanlara bi giriyim de gazetemi okuyim derken görmedim. Aslında belki de, empati kurulmasını istediğimiz kara parçasında sarfettiğimiz ağızlarca dolusu kelimenin, o denizde hiçbir anlamı yoktu.

Ağızdan çıkan iki şey o kadar birbirine benziyo ki, bi tanesi müptelası olduğumuz kelimeler, ve bi taneside tükürük. Bazı laflar var ağzında kalsa daha iyi ya, işte o yüzden tükürmek itici karşılanıyo. Ama ben edeceğim küfürlerin yarısını belki de, o tükürükle atıyorum, bilemezsin.

Şu anda bilim dediğimiz dallı budaklı zımbırtılar, daha koza vermedi. O meyveyi görene kadar dalından tanıyıp diyemezsin bu karpuz diye. Karpuz ağaçta mı yetişiyo dersen, ona da cevabım var. Belki sen ona o kadar yüksekten bakıyosun ki, ağaç olduğunun farkında değilsin. Çünkü ağaç dediğine tırmanırsın, ağaç odur. Bunu söyleyen de bilimdir. Bir gün o bilimadamı dedikleriniz elbirliğiyle size "İnsanoğlu maymundan değil porsuktan gelmiştir, kanıtlar da budur." dese inanmak zorunda da kalabilirsiniz.

Boklayabilecek, inkar edilebilecek o kadar şey varken, konuşcak kimseyi göremeyince insan çevresinde, kendini yabancılıyor böyle. Ne giysem rutubetli, nereye otursam rahatsız, ne yesem tuzsuz geliyor. Ve o kadar araftasın ki, yaşadığını hissetmek için acısın, iğrendirsin istiyosun.

Hatta bazen öyle bi zaman geliyo, gün 25 saat oluyo. 24 saatte ne yapılabileceğine o kadar alışmışsın ki, o 1 saati saya saya geçiremiyosun. Ve bazen öyle bi belirsizleşiyorsun ki, ne göz kapaklarını tutasın geliyor, ne parmağının uzanmadığı harfi klavyeden basmak istiyorsun. Bazen etrafında o kadar kişileştirebileceğin nesne oluyo ki, insanın kendi yalnızlığı bile, üstünde iğreti duruyo.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder