Google+ Followers

11 Kasım 2015 Çarşamba

İnadım

-"Nasılsın?" nasıl deniyordu, gözgözeyken?
+Ya sen "İyiyim" derken iyi miydin dün gibi?
-Yüzüm gülüyordu şükür ki, sen derdim değildin.
+Ya ödülün müydüm ben, aferin'in miydim senin?
-Kepimdin göklere fırlattığım, gülen suratımdın, pekiyimdin lan benim.

Sen o sarı kamyonumdun, kumdan kalelerim.
Sen her defasında yüzümü güldüren o hırçın denizdeki dubaları geçişim.
O kara denizin dibinden çıkardığım ak-parlak taş,
Sen kavlayan tenim, bense inatla o kumlu havluya sarılır gibiymişim.

Ben o sürdüğün kremlere rağmen yakan güneştim
O çileğe alerjisi olan sen miydin, inan bilemedim.
Ama değilsen de, ne olursa olsun, ağlamana değmezdim,
Ben uyku kaçıran inatçı zil sesin, o mideni bulandıran sek içkindim.

Şerefimi, şerefsizlere satmışım, gönlüm ne zenginmiş.
Ben var ya, farketmedim bile,bu bendeniz seni ne feci kaybetmiş.
Sanki sana bu kadar mahçup değilmişim de, inat ya;
Tamam desen, affetsen, o affına sığınabilecek kadar küçükmüş gibi günahım.

Bak bu akşam içilecek bir dostla, başbaşa.
Kimler kimler anılacak,inat ya en çok da senin adın sorulacak.
Diyeceğim ki "Bi tutsa onu yazmaktan nasır tutmuş ellerimden,
Aklımı yitirtecek Allahsız, her günü bayrama çıkaracak."