Google+ Followers

14 Nisan 2016 Perşembe

Herkesin var bir hikayesi

Selamun aleyküm. Günler, haftalar, aylar oldu görüşmeyeli. Pireler berber iken develer tellal iken geyikleri dönebilirdi, ama fuzuli buldum şuan. Bilhassa sizlerden, eğer bir kişi bile şu yazıyı yazmamı beklediyse ondan, dileyeceğim özür için bir giriş cümlesi telaşına kapılmışken.

Biraz konuyla karışık yazı içeriğine de ufaktan değdireceğim, öyle bir planım var. Ayların dökülmemiş kelamını sizlerle buluşturacağım inşallah, niyetim buna.

Mayıs'a heveslenen bir on beş, Nisan'a küsmüş bir on beş gün daha var takvimde bugün. Hepsinin ayrı birer hikayesi var. Hikaye dediysem de, Güliver'in gezileri gibi de değil. Aynı pastanın üstünde farklı renk mumlar. Aynı bokun laciverti, sarısı, kırmızısı, pembesi, eflatunu falan.

Olmadı, yani yazamadım kaç aydır. Günlük hayatım bile değişti, rutinlerim, yapmaktan zevk aldığım şeyler, sarmamaya başladı birkaç aydır. Yazmadım, yazarsam yine şu tek dostum kelamımı kalemin kurşununa, kağıdın beyazına değmeyecek birkaç fuzuliye harcayacaktım, gerek duymadım.

Ben de herkes gibi birkaç hikaye daha yazdım anlatacak. Bir kaç resim daha çizdim, burda neyi anlatmış denilecek cinsten. Birkaç şarkı daha ezberledim, sonra da dilime takıldı diye küfrettim. Hayat silsilesi be hocam, herkesin var bir tantanası. Derler ya, kiminin ekmeği bayat; kiminin pırlantası ufak diye, aynı o hesap.

Şimdi açtım 5 ayın defterini, onsuz olmaz dediklerimiz var ya, hani mihenk taşlarımız. Hani şu bin parçalık puzzle'ın, ortasında bir tane eksik ya. Onlar başka puzzle'larda başka hikayelere karışmışlar. Benim çizdiğim kare, üçgen çatılı, yuvarlak pencereli, yaz kış bacası tüten evimden çıkmışlar, gitmişler. Benim o bacam sönmüş, onu farkettirdiler.

Kapattım koca bir asırlık çınarın defterini, adını zor hatırladıklarımız var ya, hani ceddimiz, atamız. Hani şu 21 yıllık hayatı tırmandığın merdiveni, aşağıdan tutan biri var ya. Onlar da başka diyarlarda başka hikayelere karışmışlar. Benim başım dik alnım ak yürüdüğüm her günü dişiyle tırnağıyla kazıyanlar, hayatımdan çekip gitmişler. Benim ata ocağım sönmüş, onu gösterdiler.

Şimdi ne anlatsam eksik kalır, o yüzden fazla dillendirmeyeceğim, ama bir kuple anlatmadan da edemeyeceğim. Babam anlatırdı, hatırladıkça utanırım. Deden derdi, köyde yerde 1 metre kar varken, sabah namazını kılar halanla beni sırtında okula götürürdü, bir tane ceketi vardı onu da bizim sırtımıza koyardı. Ve 3 çocuğuna da üniversite okuttu o adam, o elinin emeği gözünün nuru fındık bahçelerinde gecesini gündüzüne katarak. İçi ferahtı ama göçerken diğer tarafa. Yapmıştı elinden geleni, onun emaneti de zaten yaptıklarıydı besbelli, Ruhu şad olsun, amel defteri sağından verilenlerden olsun.

Velhasıl...

Herkesin var bir yarım kalmış hikayesi.
Yüzünü yıkayıp aynaya bakınca gördüğü, farklı bi dünyası var.
Herkesin eksik bir parçası, orayı da kapatacak bi alçı sıvası,
Velhasıl her söküğün bir terzisi, her nefesin çektiği bir of var.

Herkesin var bir iki ucu keskin hikayesi.
Neresinden tutsan kesip atan, bıraksan ucunu kaçan bi hayatı var.
Herkesin bir açık yarası, oraya da hep tuz basası,
Velhasıl her derdin devası, her geceye gömülen bir hatırası var.

Herkesin var bir takdir-i ilahi hikayesi.
Nesine sıkılsa biçare kaldığı, dik tutmaya çalıştığı bir ince boynu var.
Herkesin kırık dökük bi kaygısı, orayı da tutacak bir sargısı,
Velhasıl herkesin bir yarım hikayesi, hep de bir buruk tesellisi var.